3 Nisan 2014 Perşembe

Batman: Yeni Dünya

Epeydir blogu ihmal ediyorum ama iyi oldu galiba, çünkü dönüşü harika bir çizgi romanın harika bir baskısıyla yapma fırsatı bulmuş oldum. Bildiğim kadarıyla, son 6 yılda basılan tek Batman grafik romanı olmasının yanı sıra, ABD'de orijinal serinin 2012'de basıldığını da düşünürsek, en kısa zamanda dilimize çevrilmiş olanı da bu cilt. DC'nin Batman için çok yüksek telif ücretleri istediğini birkaç yerden duyduğum için, JBC Yayıncılık'a ilk teşekkürümü burada etmek istiyorum, çünkü ülkemizin çizgi roman piyasası az çok belliyken, bu riski almak teşekkürü hak ediyor diye düşünüyorum. Önce kısaca bir yayın bültenine bakalım, sonra da kendi fikirlerimi anlatayım.

5 Ocak 2014 Pazar

Güngezgini


Uzun zamandır çizgi roman okumamıştım, ancak geri dönüşümün böyle bir eserle olacağını da hiç tahmin etmiyordum. Güngezgini o kadar güzel bir çizgi roman ki, günlerdir ne yazacağımı kafamda kurmama rağmen, hala ne yazacağımdan tam emin değilim. O yüzden, sanırım akışına bırakmak en iyisi olacak.

DC'nin yetişkinlere yönelik kolu diyebileceğimiz Vertigo'dan 2011 yılında piyasaya sürülen serinin orijinal ismi Daytripper. On sayılık bir seri halinde yayınlanan eser, daha sonra ciltleştirilmiş ve dilimize de ciltli hali ile çevrilmiş. Serinin yaratıcıları, Brezilyalı ikizler Fábio Moon ve Gabriel Bá. İkili, bu eserle, bir adet Eisner, bir adet Harwey ve bir adet de Eagle ödülü kazanmış. Bilenler bilir, çizgi roman ödülleri söz konusu olduğunda Eisner önde gelir.

5 Aralık 2013 Perşembe

Broken Sword 5 - The Serpent's Curse Episode One


Şu girişi yapabilmek için o kadar çok düşündüm ki, belki de o sürede yazının tamamını yazabilirdim. Broken Sword serisini o kadar seviyorum, o kadar değer veriyorum ki, hakkında ne yazabilirim bilmiyorum. Belki ilk oynadığım macera (adventure) oyunu olduğu için, belki İngilizce öğrenmemde çok büyük katkıları olduğu için, belki çok daha fazla sebepten dolayı çok seviyorum bu seriyi. İlk iki oyununu defalarca oynadım, hatta yakın zamanda piyasaya çıkartılan Director's Cut versiyonlarını da oynadım tekrar, ancak üçüncü ve dördüncü oyuna hiçbir zaman ısınamadım. 

4 Aralık 2013 Çarşamba

Eski Oyuncaklar: Lego UFO


Pek çoğumuz çocukluğumuzda Lego ile epey vakit harcamışızdır. Bir kısmımız da bayram harçlıklarını Lego'ya yatırmıştır. İşte 1997 yılında 6900 kod numarasıyla piyasaya sürülen "Lego Space" serisinin bu seti de benim bir bayramlık harçlığıma mal olmuştu. Daha sonradan 6999 kod numarasıyla çıkartılan setin tek farkıysa, kutusunun karton değil, içinden çıkan figürün taktığı başlığa benzer bir maske şeklinde olması.

27 Kasım 2013 Çarşamba

Eski Oyuncaklar: Benzinliğe Dönüşen BP Tırı



Babaanne tabiriyle "eşşek kadar adam" olmuş olsam da, hala oyuncak sevdiğim doğru. Hala oyuncakçı görünce içim kıpır kıpır ediyor, içeri girip bakmadan duramıyorum. Elime çok fazla para geçmediği için almıyorum oyuncak, ama neyse ki eski oyuncaklarımın büyük bir kısmını muhafaza etmişim, odamın çeşitli yerlerinde duruyor büyük bir kısmı.

Hem nostalji olsun, hem de oyuncak seven "eşşek kadar adam"lar olarak paylaşıyor olalım diye böyle bir şey yapayım dedim ve çocukluğumun efsanelerinden biri olan BP tırı ile başlamaya kadar verdim.

25 Kasım 2013 Pazartesi

The Day of the Doctor



"Kurgu"nun genelde fantastik tarafını sevsem de, "bilim" tarafını sevdiğim de oluyor nadiren. Bunu sağlayan ilk dizi Battlestar Galactica olmuştu, ondan sonra uzun süre hiçbir bilim kurguya yanaşamamıştım, ta ki Doktor'a kadar. Sanıyorum ikisinde de beni çeken olay, sadece "bilim"den ibaret olmayıp işin içine tarih gibi, fantastik öğeler gibi sevdiğim şeylerin de dahil olması.

Kısa girişi yaptıktan sonra uyarayım, yazı ellinci yıl özel bölümüyle ilgili düşüncelerimden oluşuyor, dolayısıyla bol bol "spoiler" içeriyor. O yüzden bölümü seyretmediyseniz okumanızı tavsiye etmiyorum. Zaten seyretmediyseniz bunu okumak yerine gidip seyretmenizi tavsiye ediyorum kesinlikle. Seyredip de başkaları ne düşünmüş diye merak ederek burayı bulduysanız, hoş geldiniz, başlıyorum anlatmaya.

23 Kasım 2013 Cumartesi

Pokémon Origins (Yahut Pocket Monster: The Origin)



Pokémon oyunlarıyla tanışmam, ortaokul yıllarımda bir arkadaşımdan aldığım emülatör ve romlara dayanır. O zamanlar televizyonlarda çizgi dizisi, cipslerde tasoları ve sakızlarda çakma oyun kartlarıyla Pokémon tam bir fenomendi. O yıllarda bile "yılların oyuncusu" olan ben, böyle bir oyun olduğunu duyunca kayıtsız kalamadım. Pokémon oyunlarının ilk nesli olan Red ve Green'in yeri ayrıdır onun için.

Bu dört bölümlük mini dizi de, ilk oyunu konu alıyor. Televizyonda yayınlanan bildiğimiz serinin aksine, bu dizide Ash yok, oyundaki karakter Red var. Profesör Oak'ın torunu Green ile birlikte, tıpkı oyunda olduğu gibi, başlangıç Pokémonlarını seçiyorlar ve Pokédexlerini alıp yola koyuluyorlar.

20 Kasım 2013 Çarşamba

the end is never the end


Ortamı zaman zaman Tumblr'a çevirebileceğimi söylemiştim. Bu söz, The Stanley Parable isimli oyunun yükleme ekranlarında böyle arka arkaya yazıyor tek satır halinde. Görünce böyle bir şey yapmak gelmişti aklıma, ben de yapayım da fotoğrafını çekeyim de bloga koyayım dedim, ama ortam çok da Tumblr olmasın diye efekt falan eklemedim.

Oyun çok güzel bu arada, fotoğrafın da ipucu vereceği gibi, oyun bitmiyor, çeşitli sonları var ama başa alıyor kendini, farklı farklı seçenekler sunuyor, her seçenek farklı bir sona götürüyor. Gayet keyifli bir oyun, özellikle Portal serisini ve bağımsız oyunları sevenlere de bu vesileyle tavsiye ederim.

Ayrıca evet yazım pek güzel değil, "e" harflerim "c"ye benziyor ve satır aralıkları farklı, belki daha yetenekli birinin elinde daha güzel olabilirdi:) Bu arada defter Moleskine, kalem Lamy.

19 Kasım 2013 Salı

Altai Kai



Sibiryalı iki gencin, donmuş bir nehrin önünde söylediği ve genelde "Komik Sibirya Türküsü" başlığıyla ortalarda dolanan videoyu hepiniz görmüşsünüzdür sanıyorum. Anladığım kadarıyla insanlara komik gelen, gençlerin tipinden falan ziyade, müzik icra ederken kullandıkları teknik. Türkçesine "gırtlak müziği" diyebileceğimiz bu teknik İngilizcede "throat singing" olarak anılıyor ve Orta Asya'da bu müziği icra edenler arasında "hömey" ya da "kai" gibi şekillerde isimlendiriliyor.

Altai Kai isimli grup da, adından da anlaşıldığı gibi, Altay Cumhuriyetinde kurulmuş bir kai grubu.
1997 yılında grubu "Karaty Kaan" adıyla kuran gırtlak müziği uzmanı Urmat Yntaev, aynı zamanda yapımcılığı ve sanat direktörlüğünüde üstlenmiş. Grup, 2000 yılından beri başlıktaki isimle anılıyor. Yntaev, grubun icra ettiği müziklerin aranjesinin dışında, aynı zaman da gırtlak müziği de icra ediyor.

18 Kasım 2013 Pazartesi

Yoltaşı Hanı İsmi Üzerine (ve Kısa Birkaç Alıntı)


Son zamanlarda çok keyif aldığım bir fantastik kurgu üçleme var: Kralkatili Güncesi. Yazarı Patrick Rothfuss, "madem fantastik kurgu yazıyorum neden göbeğime kadar sakal bırakmayayım" ekolünün sıkı bir takipçisi olmasının dışında, son derece de sempatik bir insan (yanda blogunun linki var, oradan bakabilirsiniz).